Gülçin'le Avustralya'da İngilizce Deneyimi
Ben Avustralya’ya“Demi-pair”programı ile geldim. Dolayısıyla okul dışında haftada 15 saat çalışıyorum. Bunun 10 saati evde çocuklarla 5 saati ev sahibim ve ayni zamanda patronumum sea-food shop’unda geçiyor. Geri kalan zamanda da şehri dolaşıyor ve değişik ülkelerden arkadaşlarımla zaman geçiriyorum. Tabii ki derste çalışıyorum.
Burada biri 5 yaşında diğeri ikisi 2,5 yaşında üç tane çocukla ilgileniyorum. Baştan gözüme ürkütücü gözüksede şu anda tüm korkularımı attım. Beraber çok iyi zaman geçiriyoruz. Konuşmayı da 2,5 yaşındaki ikizlerle beraber öğreniyoruz. Diğer 5 saatte de sea-food shopta çalışıyorum. Baştan tek işim balıkları paketlemekti ve müşterilere servis yapamıyordum ancak dükkana sürekli ayni müşteriler geliyor ve artık birbirimizi tanıyoruz. Dolayısıyla bir süre sonra bana okulun nasıl gittiğini sormaya başladılar ve gün geçtikçe İngilizcemin iyiye gittiğini söyleyenler de oluyor. Buraya geleli sadece 4 ay gibi bir süre olmasına rağmen şu anda müşterilere servis yapabiliyorum ve tabii ki onlarla daha sik konuşma fırsatı da buluyorum. Ayrıca bizim evimiz de farklı uluslardan insanlar yaşıyor. Ev sahibimin eşi İngiliz, kendisi İtalyan ancak doğma büyüme Avustralyalı, eşinin annesi ve İngiltereden bir misafirleri de bizimle yaşıyor. Onların yanında yine ayni evde benim gibi demi-pair olarak çalışan ve konaklayan Tayvanlı bir kız var. Haftada üç gün eve Peru’lu bir bayan yemek yapmaya geliyor. Balıkçı dükkanında beraber çalıştığımız bayan Yunan ve dükkanda muhasebeci olarak çalışan bayanda Çin’li. Tüm bu kalabalığa rağmen ev üç katli ve 8 oda iki mutfak ve iki salon var. Yani konaklamada bir sıkıntı yaşamıyorum. Ayrıca ev sahibimin çok yakın arkadaşları da sürekli eve gelip gidiyorlar. Artık birbirimizi iyice tanıyoruz. Ev sahibimi kendi evlerine barbekü partisine…vs davet ettiklerinde beni ve Tayvanlı arkadaşımı da özellikle getirmelerini söylüyorlar. Onların da birisi Yeni Zelandalı, birisi Avustralyalı ve birisi de İskoçyalı.
Evdeki bu kalabalık ve eğlenceli hayatin dışında genelde yakın civardaki turistik yerleri geziyorum. Tabii ki bu birazda bütçeme göre değişiyor. Ayrıcaokulda toplam 10-12 kadar Türk var. Zaman zaman onlarla da bir araya gelip iyi vakit geçirdiğimiz oluyor.
Tüm bunların yanında İngilizcemi geliştirmek için okul kütüphanesinden roman, DVD..vb. alıp yararlanıyorum. Ayrıca buradaki şehir merkezindeki sinemaların dışında öğrenci bütçesine çok daha uygun, zaman zaman kampanyalar düzenleyen ve en yeni filmleri şehir içindeki lüks sinemalara göre biraz daha az konforlu bir salonda sunan sinemalar var. Bu sayede Türkiye de gitmediğim kadar sinemaya gidiyorum ve filmleri alt yazısız izleme olanağı buluyorum. Ayrıca okulun sinema klübü ve Avustralya yemekleri pişirme kulübü var. Zaman zaman onlara da katılıyorum.
Kısacası burada İngilizce öğrenmenin yanında yorucu olduğu kadar eğlenceli ve değişik bir tecrübe ediniyorum.
Yabancı bir dili konuşulduğu ülkede öğrenmenin Türkiye’de öğrenmeye göre çok daha maliyetli olmasına rağmen bir sürü avantajları var.
Öncelikle, Türkiye’ de pasaport kontrolünden çıktığınız andan itibaren Türkçe konuşmayı bırakıyorsunuz. Dolayısıyla bulunduğunuz ülkede insanlarla iletişim kurabilmek için sürekli olarak öğrenmekte olduğunuz yabancı dili kullanmak zorundasınız. Okullarda görülen ders kitapları Türkiye’ de ki ders kitaplarından pek farklı değil ancak kitaplardaki konuların işleniş şekli biraz daha farklı. Eğer verilen ödevleri günü gününe yaparsanız , okuldaki derslere mümkün olduğu kadar devamlı katılırsanız ve okulun kütüphane, sinema kulübü, speaking klubü gibi aktivitelerinden yararlanırsanız Türkiye’de özel bir kursa giderek bir senede geliştirdiğiniz yabancı dil seviyesine yabancı ülkede iki ayda rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ayrıca sınıf arkadaşlarınızdafarklı ülkelerden olduğu için sınıfta ve dışarıda sürekli ortak diliniz olan öğrenmekte olduğunuz yabancı dili konuşmak zorundasınız. Ben Avustralya’ ya gelmeden önce liseden başlamak üzere üniversiteden mezun oluncaya kadar belirli aralıklarla Türkiye de İngilizce eğitimi aldım ve Avustralya’ya gelirken orta seviyede bir ingilizcem olduğunu düşünüyordum ancakuçaktan inip hava alanında pasaport kontrolüne geldiğimde fark ettim ki “speaking” im çok kötüymüş. Pasaport kontrol memurunun bana sorduğu soruları anladığım halde sadece yeterince İngilizce bilmiyorum diyebildim. Ancak şu anda burada yaklaşık dört aydır burada yaşıyorum ve İngilizcemi hava alanındaki danışma görevlisi ile telefonda görüşebilecek kadar ilerlettim.
Tüm bunların yanında yabancı ülkede yasadığınız zaman onların kültürü ile ilgili bilgilerde ediniyorsunuz. Tabii ki buraya kendi kültürünüzü bilerek gelmeniz sizi onların karşısında daha ilginç kılıyor. Çünkü onlar Türkiyeyi merak ediyorlar ve sorularının cevaplarını sizde, davranışlarınızda, giyiminizde, yemek yeme alışkanlıklarınızda buluyorlar. Kendi ülkenizin geçmişini, şu anki pozisyonunu, kültürel değerlerini bilirseniz onlara anlatacak daha çok şeyiniz olur ve daha fazla onlarla konuşma fırsatı yakalarsınız. Eğer onların bize göre farklı olan yanlarını önyargı ile karşılamaz ve anlamaya çalışırsanız ve bazı değişiklere de uyum sağlarsanız (onlarla beraber sütlü çay içmek…vs) Hem ortak bir şeyler paylaşmış oluyorsunuz, hem de ana dili İngilizce olan insanlarla daha fazla zaman geçirmiş oluyorsunuz. Bu da daha hızlı gelişmenizi sağlıyor.
Ayrıca burada yasadığınız sürece çok önemli ihtiyaçlar olan hastane, market, postane, banka hesabı açma, bir cep telefonu operatörüne abone olma, faturalarını yatırma, ev kiralama, ev sahibi ile iletişim kurma, otobüs ve diğer ulaşım araçlarını kullanma, aradığınız adresi bulma gibi ihtiyaçlarınızı İngilizce halletmek zorundasınız. Baştan çok zor gibi gelse dekısa bir süre sonra tüm bunları kendi başınıza , sözlüğe bile fazla ihtiyaç duymadan halledebiliyorsunuz. Tabii ki her şeyden önce ilk geldiğiniz gün ile dönüş gününüz arasındaki farkı haberleri izlerken ne kadarını anladığınızdan, ne kadarı hakkında yorum yapabildiğinizden fark edebilirsiniz. Televizyonda haberleri izlemek, İngilizce gazete okumak, dergilere, yayınlara bakmak, sinemaya gitmek ve hatta reklamları anlamaya çalışmak bile burada güncel hayatin önünüze sunduğu İngilizcenizi geliştirme fırsatları olarak karşınıza çıkıyor.
Türkiye’de bir İngilizce kursunda ders bittikten sonra bu dilde yazılmış yayınları takip etmek, televizyonda bir sürü Türkçe kanal dururken BBC’ yi izlemek, evde, işte, okulda herkes Türkçe konuşurken speaking yeteneğini geliştirmeye çalışmak her şeyden önce doğal bir öğrenme yöntemi değil. Yurt dışına gitmek her ne kadar maliyetli olsa da bir yabancı dili özellikle İngilizce' yi öğrenmek için senelerce dil kursları ve kitapları için yapılan masrafında az maliyetli olduğu söylenemez.

Diğer İzlenimler |